top of page

ARACIN PERT TOTAL OLMASI DURUMUNDA SİGORTA ŞİRKETLERİ İLE AKDEDİLEN İBRANAMELER ve SONUÇLARI

  • Yazarın fotoğrafı: Eren Yıkarbaba
    Eren Yıkarbaba
  • 1 May 2025
  • 6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 6 Tem 2025



Pert- Total Kavramı ve Aracın Pert Total Sayılması Şartları


Aracın hasar görmesi sonucu perte ayrılmasının şartları Yargıtay 17.Hukuk Dairesi’nin 2018/155 Esas, 2018/4448 Karar sayılı ve 24.04.2018 tarihli ilamındaki, “Dairemiz uygulamasına ve kaza tarihine göre aracın perte ayrılması için tamir masraflarının kaza tarihindeki aracın rayiç değerinin %50’sini aşması ve tamirinin ekonomik olmaması gerekir.” ifadesiyle açıklanmıştır.


Pert total kavramı mevzuatta kullanılmayan bir ifade olup uygulamada ağır ya da tam hasara uğramış araçlar için kullanılan bir ifadedir. Aracın zarar görmesi neticesinde, değerinin yukarıda yer alan Yargıtay ilamında da belirtildiği üzere %50 ve daha fazlasının hasar görmesi ve aracın onarım masraflarının sigorta değerine yakın olması aracın “pert” olduğunu göstermektedir. Bazı sigorta şirketlerinin resmi sayfalarında bu oranın %70 olduğu belirtilmekte olup bu sigorta şirketlerinin bu oranı neye göre belirlemiş oldukları belirli değildir. Sovtaj kavramı, aracın kaza sonucunda pert olması durumunda araçtan geriye kalan durumu ifade etmek için kullanılmaktadır. Her ne kadar araç ağır bir hasar almış olsa da araçtan geriye kalan kısmın da ticari bir değeri bulunmaktadır.


Trafik kazası sonucunda aracın ekspertiz raporu neticesinde pert kabul edilmesi durumunda karşı tarafın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortasına veyahut kendi Kasko sigortanıza başvuruda bulunulabilmektedir. Nitekim trafik kazası neticesinde oluşacak zararların giderilmesinde, kusurlu tarafa ait aracın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısı, araç sahibi ile araç sürücüsü müştereken ve müteselsilen sorumludur.


Aracın pert olduğu anlaşıldığında ilk olarak, sigorta şirketi eksperleri söz konusu aracın kaza tarihindeki rayiç bedelini tespit etmektedir. Mağdur istediği takdirde aracın sovtajını sigorta şirketi aracılığıyla satabilmektedir. Bu sovtaj bedeli, sigorta şirketinin ödeyeceği ve poliçe limitleri çerçevesinde sınırlandırılmış ödemeden düşürülmemektedir. Sovtaj bedeli araç için belirlenmiş rayiç bedelden düşürülür ve böylelikle sigorta şirketinin mağdura yapacağı zarar ödemesi tespit edilmiş olur. Sigorta şirketinin poliçe limitini tükerek ödeme yapmış olmasına rağmen mağdurun zararı giderilememiş olursa munzam zarar kavramı gündeme gelecektir. Mağdur zararın giderilmesi adına diğer sorumlular olan işleten,araç sahibi ya da şoföre karşı genel mahkemelerde dava açabilecektir.


Yukarıda açıklanan tespitlerin yapılmasıyla birlikte, sigorta şirketi mağdura bir ibraname/mutabakatname imzalaması karşılığında en fazla kaza tarihindeki teminat bedeli tutarını ve sovtaj bedelini ödeyecektir. Mağdur elbette bu teklifi kabul etmek zorunda değildir. Araç için tespit edilmiş olan rayiç bedel hakkaniyete uygun olmayabilir. Sigorta şirketinin ibraname aracılığıyla yapmış olduğu teklife karşı itiraz edilebilmektedir. İş bu itirazın yazılı ya da başka bir ifade ile delillendirilebilir şekilde yapılması önemlidir. Uygulamada çoğunlukla sigorta şirketleri bu itirazları dikkate almamakta ve aynı teklifi mağdura tekrardan yapmaktadır. Araç için belirlenen rayiç bedeli hakkaniyetsiz bulmasına rağmen teklifi kabul etmek durumunda kalan mağdurun ibranameyi bu hususu ihtirazi kayıt düşerek imzalaması gerekmektedir. Nitekim ihtirazi kayıt düşülmemesi nedeniyle reddedilen Sigorta Tahkim Komisyonu başvuruları ve genel mahkemelerde görülen davalar bulunmaktadır.

22.12.2021 Tarih ve K-2021/192490 Sayılı Hakem Kararında, “Başvuranın davalı ile imzaladığı İbraname, Mutabakatname ve Tazminat Makbuzu”nda fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayıt ileri sürmediği, 207.000.-TL’lik rayiç değerde mutabık kaldığı anlaşılmaktadır. Somut hadisede gabinin objektif şartı da gerçekleşmemiştir. Bu halde, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin emsal kararına iştirakle, başvuranın bakiye tazminat talep edemeyeceği kabul edilerek Tahkim uyuşmazlık dosyasında mübrez dilekçeler ve ekleri, Yargıtay kararları taraf delilleri, dosyada mevcut bilgi, belgeler uyarınca araştırılacak başkaca bir konu bulunmadığı tespit olunmak suretiyle karar aşamasına geçilmiştir.” denilerek başvurunun reddine karar verilmiştir.


Yukarıdaki kararda anılan Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin Tarih 19.06.2017, E. 2016/14093, K. 2017/6940 sayılı ilamında, “… Mutabakatname gereği yapılan 39.000,00 TL'lik ödeme kabul edilirken davacı tarafından herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürülüp sürülmediğinin araştırılarak ihtirazi kayıt ileri sürülmediyse davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” şeklinde hüküm kurarak, tam mutabakat halinde ödeme yapılmış ise sigortalının bakiye tazminat talep edemeyeceğini hüküm altına almıştır.” denilerek ihtirazi kaydın önemi belirtilmiştir.


Mağdur ibraname ile birlikte sadece sigorta şirketini ibra etmektedir. Diğer sorumlular olan işleten ve kusurlu kişinin sorumlulukları devam etmektedir. Bu konuyla ilgili Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2001/10232 Esas, 2002/2467 Karar sayılı ve 18.03.2002 Tarihli ilamında, “Sigorta şirketine verilen ibranamedeki irade açıklaması, hem sigortacı hem de tazminat borçlusu yönünden ancak sigorta kapsamı ile sınırlı olmak üzere sonuç doğurur.Sigorta haddini aşan tutar için ise, herhangi hukuksal bir sonuç doğurması söz konusu olamaz. Zira, ibra iradesi yöneltilmiş olan sigorta şirketi, tazminat alacaklısı davacıya karşı poliçede yazılı miktardan daha fazla ödeme borcu altında olmadığından, fazlaya ilişkin ibra gereksiz bir işlemdir. Davacının gerçek amacı, sigorta şirketini ibra etmek olduğundan, sigorta haddine kadar para alırken verdiği ibraname ile zararın geri kalan bölümünden vazgeçtiği sonucu çıkarılamaz. Bu nedenle, sigorta haddi dışında kalan zararını, zarar verenlerden isteyebilir. Yani, trafik sigortacısının ödediği kısmı aşan zararını, zarar verenlerden istemesi mümkündür.” denilmektedir.


Mağdur ibranameyi kabul etmiş olmasına rağmen iş bu anlaşmanın iptalini Karayolları Trafik Kanununun 111.maddesi gereğince talep edebilecektir.

Anılan maddede, “Bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarlarına ilişkin olup da,yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir” denilmektedir.

Kanun maddesinde de yazıldığı üzere, anlaşmaların ancak yapıldıkları tarihten iki yıl içinde iptali talep edilebilmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.02.2020 Tarihli 2018/17-24 Esas ve 2020/78 Karar sayılı ilamında,


“2918 Sayılı KTK'nın 111. maddesinde de ibra ile ilgili bir düzenlemeye yer verilmiş olup, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmaların veya uzlaşmaların yapıldıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebileceği belirtilmiştir. Kanun'un bu hükmünden yararlanmak için ayrı bir iptal davası açılmasına ya da ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren iki yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklamasının bulunması da yeterlidir. Zira anlaşmanın yapıldığı günden başlayarak belirtilen süre içinde bir davanın açılmış olması da, davacının bu anlaşma ile bağlı kalmak istemediğini göstermektedir. Yine; dava sırasında ortaya çıkan aşırı ölçüsüzlük karşısında, davacının yetersiz anlaşmanın iptalini istemesi, iddianın genişletilmesi olarak nitelenemez ve davalının onamına bağlanamaz. Çünkü davacı, yetersiz anlaşmaya karşı ( defi yoluyla ) geçersizlik savında bulunmaktadır. Davalı yalnızca, anlaşma gününden başlayarak iki yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği uyarısında bulunabilir. Yine, 2918 Sayılı KTK'nın 111/2. maddesine dayanarak anlaşmanın iptali isteminde bulunan kişinin, bir miktar ödeme karşılığı verdiği belgenin türü önemli değildir. Burada uygulanacak olan özel yasa ( KTK. 111/2 ) hükmüdür. 2918 Sayılı KTK'nın 111/2. maddesine dayanılarak anlaşma ve uzlaşmaların (sulhname, ibraname, feragatnamelerin) iptali için, ödenen tazminatın "yetersiz" veya "aşırı" olduğunun "açıkça belli olması" yeterli olup, ayrıca 818 Sayılı BK'nın 21. maddesiyle 23, 28, 29 vd. maddelerinde ve 6098 Sayılı TBK'nın 28 ile 30, 36, 37. maddelerindeki yanılma, yanıltma, aldatma, korkutma, bilgisizlik, deneyimsizlik, parasal yönden darda ve sıkıntıda olmak gibi iradeyi sakatlayan durumlara sığınılmasına ve bunların kanıtlanmaya çalışılmasına gerek yoktur. Kanun hükmünde, iptal nedeni olarak nesnel ( objektif ) bir ölçü kabul edilmiş; zarar gören yönünden yetersizliğin (eksik ödemenin) ve zarar sorumlusu yönünden aşırılığın ( fazla ödemenin ) "açıkça belli olması" yeterli görülmüştür ( Çelik, A.Ç.: Ölüm Nedeniyle Destekten Yoksunluk, Ankara, 2016, s. 345 vd ).

Gerçek anlamda ibranameden söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla, açık oransızlığın bulunduğu durumlarda anılan belge ibraname değil, ancak makbuz niteliğindedir. Yeri gelmişken açık oransızlık ( açık nispetsizlik - fahiş fark) kavramını da açıklamak gerekmektedir. Açık oransızlık, karşılıklı edimler arasında “göze çarpan aşırı bir fark” anlamına gelir. Normal bir kimsenin hayat, bilgi ve görgüsüne göre, edimler arasında olağanüstü ve aşırı bir farkın bulunması durumunda açık oransızlığın oluştuğu kabul edilir. Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2019 tarihli ve 2015/21-1323 E., 2019/128 K. sayılı kararında da kapsamlı bir şekilde açıklanmıştır.

Yapılan ödemenin yetersiz olup olmadığının değerlendirilmesi de Özel Daire bozma kararında açıkça belirtildiği gibi, ödeme tarihindeki (ibraname tarihi) veriler nazara alınarak yapılmalıdır. Yukarıdaki açıklamalar da dikkate alınarak yapılacak hesaplama sonucu bulunacak tutar ile ödeme miktarının karşılaştırılması, ödemenin yeterli bulunması durumunda da ibra nedeni ile davanın reddine karar verilmesi, ibranamenin 2918 Sayılı KTK'nın 111. maddesi uyarınca yetersiz olduğunun, borcu sona erdirmeyip makbuz hükmünde olduğunun anlaşılması durumunda ise bakiye tazminatın tutarının karar tarihine yakın bir tarihteki verilere göre saptanması, zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince davalı tarafından yapılan ödemeye hesaplama yapıldığı tarihe kadar geçen süre için yasal faiz uygulanarak, hesaplanan tutardan mahsup edilmesi gerekmektedir. Yerel mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı sigorta şirketince yapılan ödemenin yetersiz olup olmadığının denetime ve hüküm kurmaya olanak sağlayacak şekilde belirlenmesi amacıyla ilk önce ödeme tarihindeki verilere göre bir hesaplama yapılması gerekirken, bu şekilde bir inceleme yapılmaksızın ödenen tutarın faizi ile mahsubu sonucunda bulunan tazminat miktarına hükmedilmiştir.”


Yukarıda anılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ilamı ile özet olarak; Karayolları Trafik Kanunun 111.maddesinin uygulanma şartları, ödemedeki yetersizliği ne olduğu, ödemenin yetersiz olup olmadığının değerlendirilmesinin ibranamenin imzalandığı tarihe göre değerlendirilmesi gerektiği ve yetersiz olduğu anlaşılan ödemenin makbuz hükmünde olacağı hususları açıklanmıştır. Mahkemeden ibraname(anlaşma yada mutabakatın) ayrıca iptalini istemeye gerek olmayıp geçersiz olduğunun ileri sürülmesi yeterlidir. İbranamelerin ortada kaldırılması yukarıda açıklanan hususların varlığı halinde mümkün olacaktır. Buna ek olarak, unutulmamalıdır ki, KTK 111.md sadece sigorta şirketlerinin taraf olduğu anlaşmalarda uygulanmaz. Trafik kazasına karışan tarafların kendi aralarında yapmış oldukları ibranameler de bu kanun hükmünün kapsamındadır.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page